Bölüm 9: Erişkin - Huzurun Kanatları
Mırıl ve Kıvır, kelebek olduklarından beri bahçede geçirdikleri günlerle aşklarını yaşamıştı. Çiçeklerin arasında uçmuş, yıldızların altında dans etmiş, birbirlerinin kanatlarında bir dünya bulmuşlardı. Bir öğleden sonra, elma ağacının dalında yan yana konduklarında, bahçe onlara sakin bir güzellik sunuyordu. Rüzgâr, yaprakları usulca sallıyor; güneş, kanatlarını ısıtıyordu. Mırıl, sarı kanatlarını hafifçe çırptı ve Kıvır’ın mavi kanatlarına baktı. Aşkları, artık sadece bir heyecan değil, derin bir huzurdu.
Mırıl, bahçeye göz gezdirdi. Çiçekler, ağaçlar, gökyüzü… Her şey bir uyum içindeydi. Kıvır’a döndü, sesinde bir sakinlik vardı. “Kıvır, bu dünyada korkular var, ihtiyaçlar var,” dedi. “Ama bu düzeni görünce huzur buluyorum.”
Kıvır, Mırıl’ın yanına biraz daha yaklaştı. Kanatları, sarıya değdiğinde kalbi bir kez daha hızlandı, ama bu sefer huzurla. “Neden, Mırıl?” diye sordu, sesi yumuşacık. “Bu bahçe, seni neden böyle mutlu ediyor?”
Mırıl, dalın ucuna kondu ve gökyüzüne baktı. Yıldızların yerini şimdi güneş almıştı, ama hepsi aynı düzenin parçasıydı. “Çünkü bu Usta bizi unutmamış, Kıvır,” dedi. “Elmadan kanatlara, her şey onun planı. Ölüm bile bir son değil, yeni bir başlangıç. Seninle uçarken bunu anlıyorum.”
Kıvır, Mırıl’ın yanına uçtu. İkisi, dalın ucunda yan yana durdu. Bahçenin kokusu, onlara elmadaki günleri hatırlattı. “Haklısın, Mırıl,” dedi, sesinde bir hayranlık. “Elmada korkuyordum, ne olacağımızı bilmiyordum. Ama şimdi seninle bu bahçede, her şey anlamlı.”
Mırıl, Kıvır’a baktı. Mavi kanatlar, ona bir gökyüzü gibi geliyordu. “Kıvır, bu Usta her şeyi güzel yapmış,” dedi. “Eczane bize hayat verdi, fabrika geleceği gösterdi, ordugâh düzeni öğretti, lambalar yolumuzu aydınlattı. Ama seninle uçmak, bu planın en huzurlu parçası.”
Kıvır, kanatlarını çırptı ve Mırıl’la birlikte havalandı. Çiçeklerin üzerinde bir tur attılar, rüzgârla süzüldüler. “Mırıl, seninle bu bahçede uçarken…” dedi, sesi sıcacık. “Korkularım yok oluyor. Bu Usta, bizi buluşturdu ve bu huzuru verdi.”
Mırıl, Kıvır’ın yanında uçarken kanatları maviye değdi. “Evet, Kıvır,” dedi, sesinde bir mutluluk. “Bu dünyada rüzgârlar esiyor, günler bitiyor. Ama bu Usta’yı tanıyınca, her şey bir hediye gibi. Aşkımız da öyle.”
Kıvır, Mırıl’la birlikte bir çiçeğin yaprağına kondu. Güneş, kanatlarını ısıtırken, ikisi birbirine yaslandı. “Mırıl, bu huzur…” diye fısıldadı. “Elmada sorguluyorduk, kozada bekliyorduk. Ama şimdi, seninle bu bahçede, her şey tamamlanmış gibi.”
Mırıl, Kıvır’ın mavi kanatlarına baktı. Sarı ve mavi, birleştiğinde bir bahar gibiydi. “Haklısın, Kıvır,” dedi. “Bu Usta, bizi larvalardan kelebeklere çevirdi. Aşkımızı verdi, huzurumuzu yazdı. Kanatlarımız, bu planın en güzel kanıtı.”
Kıvır, Mırıl’a merakla sordu. “Mırıl, biz aslında hiçbir şey bilmediğimiz halde içgüdülerimizle düşününce hem felsefe yapabiliyor hem tefekkür edebiliyoruz. Sence bunu nasıl başarıyoruz? Bu inanılmaz…” dedi.
Mırıl, kendi kanatlarına baktı. “Pupa dönemini hatırlıyor musun? Çirkin larvalar olarak uyuyup, güzel kelebekler olarak uyandığımıza inanıyorsun da felsefe yapıp tefekkür edebildiğimize neden inanmıyorsun?”
Kıvır, Mırıl’a daha yakın durdu. Bahçenin sesleri, onlara bir ninni gibi geliyordu. “Evet, Mırıl,” dedi. “Usta her şeyi mümkün kılıyor. Bence buna ‘Larva Felsefesi Akımı’ diyebiliriz. İlk yayılma merkezi: bir elma. Larvayı kelebeğe dönüştüren Usta, ona kendisine zikir edecek kabiliyeti de vermiş. Onu tanıyınca her şey mümkün oluyor, korku yok. Seninle uçmak, bu huzurun kanatları.”
Mırıl, kanatlarını çırptı ve Kıvır’la birlikte yeniden havalandı. Çiçeklerin arasında süzüldüler, güneşin ışığında dans ettiler. “Kıvır, bu Usta her şeyi düşünmüş,” dedi. “Elmadan çıktık, kozada değiştik, şimdi aşkımızla uçuyoruz. Bu huzur, onun en büyük hediyesi.”
Gün batarken, Mırıl ve Kıvır elma ağacının dalına geri döndü. Kanatları birbirine değiyor, bahçenin güzelliği gözlerinde parlıyordu. Elma, bir başlangıçtı; koza, bir geçitti; yıldızlar, bir ışıktı. Ama şimdi, kelebekler olarak, aşkları bu büyük bahçede huzura dönüşmüştü. Mırıl’ın soruları, Kıvır’ın şaşkınlığı, bu kanatlarda bir sevgiye ve sakinliğe kavuşmuştu. Henüz bilmiyorlardı, ama bu huzur, onları Ustalarının yazdığı kitabın son sayfasına taşıyacaktı.
Bölüm 10: Yumurtlama - Bahçenin Devamı
Mırıl ve Kıvır, kelebek olarak geçirdikleri günlerle bahçeyi bir yuva gibi sevmişlerdi. Çiçeklerin arasında uçmuş, yıldızların altında dans etmiş, güneşin ışığında huzur bulmuşlardı. Aşkları, kanatlarında bir şarkı gibiydi. Bir sabah, elma ağacının dalına konduklarında, içlerinde garip bir his uyandı. Zaman, onlara yeni bir görev fısıldıyordu. Mırıl, sarı kanatlarını çırptı ve ağacın ilk elmasına, o tatlı başlangıçlarına baktı. Kıvır’ın mavi kanatları, yanında parlıyordu.
Mırıl, elmanın kabuğuna usulca kondu. Kanatları titriyordu, ama bu kez heyecandan değil, bir veda ve başlangıç duygusundan. Kıvır’a döndü, sesinde bir sevgi vardı. “Kıvır, yumurtalarımız burada olacak,” dedi. “Onlar da elmayı keşfedecek, değil mi?”
Kıvır, Mırıl’ın yanına kondu. Mavi kanatları, sarıya değdiğinde kalbi bir kez daha hızlandı. Elmaya baktı; o küçük dünya, onların hikâyesinin başıydı. “Evet, Mırıl,” diye cevap verdi, sesi sıcacık. “Biz elmadan çıktık, dünyayı gördük. Şimdi onlara sıra. Bu döngü de o Ustadan.”
Mırıl, elmanın kabuğuna yumurtalarını bırakmaya başladı. Minik, parlak yumurtalar, birer inci gibi dizildi. “Her şey bir düzen içinde, Kıvır,” dedi. “Yumurtadan kelebeğe, hepsi onun eseri. Bizi de yumurtaları da unutmadı.”
Kıvır, Mırıl’ın yanında yumurtalarını bırakırken ona baktı. Sarı kanatlar, ona hâlâ elmadaki ilk günleri hatırlatıyordu. “Haklısın, Mırıl,” dedi. “Bu Usta, elmayı yaptı, kozayı ördü, kanatları verdi. Aşkımızı yazdı, şimdi de bu yumurtaları. Hepsi onun planı.”
Mırıl, yumurtlamayı bitirdi ve Kıvır’la birlikte dalın ucuna kondu. Bahçe, çiçeklerin kokusuyla doluydu; güneş, yumurtaları ısıtıyordu. “Kıvır, bu elmayla başladık,” dedi, sesinde bir huzur. “Ama bu bahçenin parçası olduk. Yumurtalarımız, bu hikâyeyi devam ettirecek.”
Kıvır, Mırıl’a yaslandı. Kanatları, sarıyla mavinin birleştiği yerde parlıyordu. “Evet, Mırıl,” dedi. “Bu Usta, her şeyi düşünmüş. Elmada sorguladık, kozada değiştik, kanatlarda âşık olduk. Şimdi bu yumurtalarla, aşkımız devam ediyor.”
Mırıl, Kıvır’a baktı. Gözleri, bahçenin güzelliğini yansıtıyordu. “Kıvır, bu döngü…” diye fısıldadı. “Sanki bir kitap gibi. Her sayfa başka, ama hepsi aynı kalemin eseri. Seninle geçirdiğim her an, bu kitabın en güzel satırı.”
Kıvır, Mırıl’ın kanadına dokundu. Rüzgâr, dalları sallarken, ikisi birbirine daha sıkı tutundu. “Mırıl, seninle bu bahçede…” dedi, sesi titrek. “Bu Usta, bize huzuru verdi, aşkı verdi. Yumurtalarımız, bu sevgiyi taşıyacak.”
Mırıl, son kez kanatlarını çırptı. Güçleri azalıyor, ama kalpleri doluyordu. “Evet, Kıvır,” dedi. “Bu Usta’yı tanıyınca, her şey anlam buldu. Elmadan çıktık, bahçeyi gördük, birbirimizi sevdik. Şimdi veda etsek de, bu döngü bitmez.”
Kıvır, Mırıl’a son bir kez baktı. Sarı ve mavi, elmanın üzerinde birleşmişti. “Haklısın, Mırıl,” dedi. “Aşkımız bu yumurtalarda yaşayacak. Bu Usta, her şeyi böyle güzel yaptı.”
Gün batarken, Mırıl ve Kıvır elma ağacının dalında son nefeslerini verdi. Kanatları, birbirine değerek yavaşça durdu. Elma, yumurtalarıyla yeni bir başlangıç bekliyordu; bahçe, çiçeklerin sessiz şarkısıyla doluydu. Onlar, larvalardan kelebeklere, aşk ve huzurla dolu bir yolculuk yaşamıştı. Elma bir eczaneydi, fabrika bir gelecek, ordugâh bir düzen, lambalar bir ışık, kitap bir hikâyeydi. Ama en önemlisi, aşkları bu büyük bahçenin en tatlı hediyesiydi.
Yumurtalar, kabukta titreşmeye başladı. Yeni bir Mırıl, yeni bir Kıvır, elmayı keşfedecekti. Döngü, Ustalarının kalemiyle yeniden yazılacaktı.
Sonsöz
Mırıl ve Kıvır, elma ağacının dalında son nefeslerini verdiklerinde, bahçe bir an sessizliğe büründü. Kanatları, sarı ve mavi birleşiminde, elmanın üzerinde usulca durdu. Yumurtalar, kabukta titreşirken, rüzgâr yaprakların arasından geçti. Ama bu bir son değildi; bu, büyük bir Ustasının yazdığı kitabın yalnızca bir sayfasının kapanışıydı.
Bir ışık, bahçenin ötesinden yükseldi. Mırıl ve Kıvır, gözlerini açtıklarında, kendilerini sonsuz bir bahçede buldular. Burası, elmaların çiçek açtığı, yıldızların sönmediği, rüzgârın şarkılar söylediği bir yerdi. Kanatları, artık sadece sarı ve mavi değil, cennetin tüm renkleriyle parlıyordu. Cennet kelebekleri olmuşlardı; ne korku, ne ayrılık, ne son vardı burada.
Mırıl, Kıvır’a baktı; sarı kanatları, bir bahar gibi açılmıştı. Kıvır, Mırıl’a gülümsedi; mavi kanatları, bir gökyüzü gibi sonsuzdu. Elmadan çıktıkları o ilk günler, kozadaki sessizlik, bahçedeki danslar… Hepsi, bu sonsuz huzurun birer adımıydı. Usta, onları unutmamıştı; aşklarını, bu cennet bahçesinde sonsuza dek yaşatmak için yazmıştı.
“Kıvır, burası…” diye fısıldadı Mırıl, sesi mutlulukla titreyerek. “Bu Usta’nın en güzel hediyesi.”
“Evet, Mırıl,” dedi Kıvır, kanatlarını çırparak. “Seninle burada, sonsuza dek uçacağız.”
Ve öyle yaptılar. Mırıl ve Kıvır, cennet kelebekleri olarak, sonsuz bahçenin çiçekleri arasında uçtu. Elma, bir başlangıçtı; yumurtalar, bir devam. Ama bu bahçe, onların sonsuz mutluluğuydu. Usta’nın kalemi, hikâyelerini yazmayı hiç bırakmadı; çünkü aşkları, bu büyük kitabın en parlak satırlarıydı.
NOT:
Bu kurgu hikaye aşağıda özeti verilen Risale-i Nur'un 13. sözündeki Meyve Risalesinde geçen alegorik hikayecikten ilham alınarak modern bir yorumla yeniden yazılmıştır...
Yorumlar
Yorum Gönder
Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlarda paylaşın!