Öne Çıkan Yayın

YENİ SAHRA-3: M.S. 8000

3. YENİ SAHARA ÖNSÖZ: Sahra Çölü, bugün dünyanın en kurak ve geniş çöl alanlarından biridir; ancak yaklaşık 15.000 ila 5.000 yıl önce bu topraklar göllerle dolu, otlaklarla kaplı ve yaşamla iç içe bir ekosisteme sahipti. Bu dönem, “Afrika Nemli Dönemi” olarak bilinir. Dünya'nın eksen hareketleri (Milankoviç döngüleri) sonucu yağışlar artmış, Sahra'da geçici nehirler, göller ve verimli tarım alanları oluşmuştur. Arkeolojik buluntular, kaya resimleri ve yerleşim izleri, bu dönemde insan topluluklarının su kaynakları etrafında geliştiğini göstermektedir. Bilimsel veriler, bu yeşillenmenin yaklaşık her 21.000 yılda bir tekrarlandığını öne sürüyor. Eğer küresel ısınmanın etkileri kontrol altına alınabilir ve iklim sistemleri doğal döngüsüne dönebilirse, Sahra’nın bir sonraki yeşil döneminin yaklaşık M.S. 8000’li yıllarda gerçekleşmesi beklenmektedir. B ÖLÜM 1: BARDAWİL LOTUS ŞEHRİ (M.S. 7990) Sina'nın kuzey kıyısında, Akdeniz'in sonsuz maviliğiyle çölün soluk sarısı arasın...

Cumartesi Balıkları ve Maymuna Dönüşen İnsanlar


Her şey rüyamda duyduğum bir kelimeyle başladı.

“Celebret.”

Uyandığımda kelime hâlâ zihnimde duruyordu. Nereden geldiğini bilmiyordum. Belki gerçekten bir kelimeydi, belki de zihnimin uykuda ürettiği bir sestir. Ama insan bazen böyle küçük şeylerin peşine düşüyor. Bir kelimeyi kurcalarken kendini yüzyılların içinden geçen düşüncelerin arasında bulabiliyor.

Bu kelime beni önce bir romana götürdü. Ben, Kirke. Yazarı Madeline Miller. Romandaki büyücü Kirke’nin ilginç bir yeteneği var. İnsanları hayvana dönüştürüyor. Bir büyü yapıyor ve insanlar domuza dönüşüyor.

Mitolojide bu bir büyü olarak anlatılır. Ama insan düşünmeden edemiyor. Gerçekten insanlar mı dönüşüyor, yoksa içlerinde zaten var olan bir şey mi ortaya çıkıyor?

Bu düşünce beni başka bir hikâyeye götürdü.

Kur'an’da anlatılan bir kıyı kasabası. Büyük ihtimalle Akabe Körfezi kıyılarında bir yerde. Belki bugünkü Eilat civarında.

Orada yaşayan insanların bir kuralı var. Cumartesi günü balık avlamak yasak.

Ama tuhaf bir şey oluyor.

Balıklar özellikle o gün kıyıya yaklaşıyor. Sanki deniz cumartesi günü balıkla doluyor. Diğer günlerde ise ortada pek balık yok.

Bunu düşününce aklıma farklı ihtimaller geliyor. Belki balıklar insanların o gün ağ atmadığını fark etmişti. Belki gelgit döngüsü böyleydi. Belki üreme zamanlarıydı. Belki de balıkları etkileyen bir hastalık vardı ve onları yüzeye çıkarıyordu. Deniz bazen garip sırlar saklar.

Ama o kasabanın insanları başka bir çözüm bulmuş.

Cumartesi günü ağlarını kurmuşlar. Balıklar ağlara girmiş. Pazar günü ise gidip ağları toplamışlar.

Kuralı çiğnemediklerini söyleyebilirler.

Ama aslında sadece kuralın etrafından dolaşmışlar.

Hikâyenin en dikkat çekici kısmı bundan sonra geliyor. Metin onların maymuna dönüştüğünü söylüyor.

Bunu okurken ister istemez düşünüyorum.

Gerçekten maymuna mı dönüştüler?

Yoksa bu, insanın karakterinin hayvani bir seviyeye düşmesini anlatan bir ifade mi?

Çünkü biz zaten insanları hayvanlarla anlatıyoruz. Kurnaz birine tilki diyoruz. Cesura aslan. Sürüye uyanlara koyun. Taklit edene maymun.

Bazen kendi kendime şöyle düşünüyorum.

Eğer bir gün herkes karakterinin karşılığı olan hayvana dönüşseydi dünya nasıl görünürdü?

Belki sokaklarda aslanlar yürürdü. Köşelerde tilkiler dolaşırdı. Meydanlarda koyun sürüleri olurdu. Ağaçlarda zıplayan maymunlar.

Ve belki o zaman fark ederdik.

Yeryüzünde sandığımızdan çok daha az insan var.

İnsan olmak kolay değil.

Bazen insanın içindeki hayvanı susturması gerekiyor. Bazen fırsat gördüğünde bile hileye başvurmamak gerekiyor. Bazen kimsenin görmediği yerde bile doğru kalabilmek gerekiyor.

Belki de bütün bu hikâyeler aynı şeyi anlatıyor.

Denizin kıyısındaki o kasaba, mitolojideki büyücüler, rüyamda duyduğum o garip kelime.

Hepsi bana aynı soruyu düşündürüyor.

İnsan gerçekten insan kalmayı başarabiliyor mu?


Belki denizin o kıyısında gerçekten balıkların sırrı vardı. Belki bir hastalık, belki gelgit, belki de bizim hâlâ anlamadığımız başka bir doğa düzeni. Ama hikâyenin asıl sırrı balıklarda değildi. Soru her zaman insandaydı. İnsan fırsatla karşılaştığında ne yapar? Kuralı gerçekten tutar mı, yoksa sadece etrafından dolaşmanın yolunu mu arar? Belki de insanın maymuna dönüşmesi dediğimiz şey, tam o anda başlıyordur.

Yorumlar