Öne Çıkan Yayın

YENİ SAHRA-3: M.S. 8000

3. YENİ SAHARA ÖNSÖZ: Sahra Çölü, bugün dünyanın en kurak ve geniş çöl alanlarından biridir; ancak yaklaşık 15.000 ila 5.000 yıl önce bu topraklar göllerle dolu, otlaklarla kaplı ve yaşamla iç içe bir ekosisteme sahipti. Bu dönem, “Afrika Nemli Dönemi” olarak bilinir. Dünya'nın eksen hareketleri (Milankoviç döngüleri) sonucu yağışlar artmış, Sahra'da geçici nehirler, göller ve verimli tarım alanları oluşmuştur. Arkeolojik buluntular, kaya resimleri ve yerleşim izleri, bu dönemde insan topluluklarının su kaynakları etrafında geliştiğini göstermektedir. Bilimsel veriler, bu yeşillenmenin yaklaşık her 21.000 yılda bir tekrarlandığını öne sürüyor. Eğer küresel ısınmanın etkileri kontrol altına alınabilir ve iklim sistemleri doğal döngüsüne dönebilirse, Sahra’nın bir sonraki yeşil döneminin yaklaşık M.S. 8000’li yıllarda gerçekleşmesi beklenmektedir. B ÖLÜM 1: BARDAWİL LOTUS ŞEHRİ (M.S. 7990) Sina'nın kuzey kıyısında, Akdeniz'in sonsuz maviliğiyle çölün soluk sarısı arasın...

ÇÖPTEKİ MAVİ BUKET


KAPALI BİR KALBE VERİLEN ÇİÇEK

Çiçekçi dükkanının buğulu camının ardında sabah başlıyordu. Güneş, camdan içeri sızarken yaprakların ucunda biriken su damlaları ağır ağır titreşiyordu. Gece boyunca taşınan serinlik, çiçeklerin üzerinde ince bir sessizlik bırakmıştı. Kokular birbirine karışıyor, her renk kendince görünür olmaya çalışıyordu. Hepsi aynı soruyu taşıyordu. Buradan sonra ne olacağız.


Dükkanın en taze buketi, mavi kağıtlara özenle sarılıp kenara alındığında içindeki çiçek irkildi. Eğer çiçeklerin kalbi varsa, o an hızlandı. Yanındaki karanfile döndü.


“Neden bizi böyle hazırlıyorlar” diye sordu.


Yaşlı karanfil, yıllardır beklemekten bükülmüş boynunu biraz daha eğdi.

“İnsanların söyleyemediklerini biz söyleriz” dedi. “Bir özür, bir sevgi, bazen de bir veda. Onların taşıyamadığı duygular bize yüklenir.”


Mavi kağıdın içindeki çiçek dikleşti.

“Ben mutluluk taşıyacağım” diye düşündü. “Bir yüzü güldüreceğim.”


Kapı açıldı. Soğuk hava ile birlikte bir adam girdi içeri. Omuzları düşüktü, elleri kararsızdı. Bakışları raflarda dolaştı ve sonunda mavi bukette durdu. Parmakları sapına değdiğinde çiçek sıcak bir şey hissetti. Bu, seçilmenin sıcaklığıydı. Bir ihtiyaçtı. Adamın ona, onun da bu ana ihtiyacı vardı.


Kasadan geçerken arkadaşlarına son kez baktı. Artık bir çiçek değildi. Bir niyet, bir cümleydi. Dışarı çıktıklarında rüzgar yapraklarını okşadı. Adamın kalbi hızlı atıyordu. Çiçek bunu hissediyordu. Her şey hazırdı.


Adam durdu.


Karşısında bir kadın vardı. Çiçek o anın kutsal olduğuna inandı. Tüm kokusunu bıraktı, renklerini olabildiğince parlattı. Havaya kaldırıldı. İki insan arasında bir köprü gibi uzandı.


Ama zaman orada inceldi.


Kadının gözlerinde beklenen ışık yanmadı. Dudakları yukarı kalkmadı. Yüzünde sadece mesafeli bir yorgunluk vardı. O an uzadıkça uzadı. Çiçek, iki el arasında bir armağan değil, ne yapılacağı bilinmeyen bir yük gibi asılı kaldı.


İnsan sessizliği ağırdır. Çiçek bunu ilk kez öğrendi.


Sorun kokusunda değildi. Renginde de değildi. Yanlış olan kendisi değil, andı. Kapalı bir kalbe uzatılmıştı.


Adam çiçeği geri çekti. Az önce bir umut gibi taşınan buket şimdi ağırdı. Saklanması gereken bir şey gibiydi. Adımlar hızlandı. Bu kez sevinçle değil, kurtulma isteğiyle.


Gri, paslı bir çöp konteynerinin önünde durdular.


Çiçek karanlığa baktı. Orası onun yeri değildi. Adam da bunu biliyordu. Onu çöpe atamadı. Eli gitmedi. Belki hâlâ kıyamamıştı. Belki de yaşanan hayal kırıklığına son bir saygı bırakmak istemişti. Çiçeği konteynerin metal koluna iliştirdi. Sessizce.


“Belki başkası alır” diye düşündü.


Çiçeğin duyduğu ise başkaydı.

“Artık benim hayatımda bir karşılığın yok.”


Adam gitti.


Gece indi. Şehrin ışıkları yandı ama hiçbiri mavi kağıdın içindeki yalnızlığı aydınlatmadı. İnsanlar geçti. Kimi baktı, kimi görmedi. Kimse durmadı.


Suyu çekildi çiçeğin. Yaprakları ağırlaştı. Hücreleri birer birer vazgeçti. Mavi kağıt rüzgarda hışırdarken sanki ağlıyordu. Çiçek son gücüyle bir düşünceye tutundu.


“Ben çirkin değildim” dedi.

“Sadece yanlış bir hikayeye, en güzel cümle olmaya çalıştım.”


Sabah rüzgarı esti. Sararmış yapraklarından biri koptu ve çöpün tozlu zeminine düştü.


Kimse suçlu değildi.

Ne adam.

Ne kadın.

Ne de çiçek.


Ama dünya, o gün biraz daha renksizleşti.



Çöp Kutusuna Bırakılan Bahar
                    Veya
Atılmış Bahar Tutuklu Umut


Şehrin vicdanı pas tutmuş..

Bir çöp konteynerinin paslı dudağında

unutulmuş bir buket duruyor..

Ne bir el uzanmış,

ne de bir vedanın adı var üstünde.

Bir avuç çiçek,

kefensiz bırakılmış umut gibi

çöpe yatırılmış.


Kimdi bunu atan?

Bir kalp mi,

bir korkak mı,

yoksa sevmenin bedelini

ödeyemeyen bir çağ mı?


Renkleri hâlâ canlı,

henüz ölmemişler..

Alınlarına çizilen;

güzellik bu şehirde,

itinayla yok edilir.


Gecenin köpekleri uluyor,

çöpler arasında Allah’ı unutan bir dünya..

Melekler yüzünü çeviriyor semâdan,

çünkü burada

çiçek bile lüks.


Bir zamanlar sevinçti bunlar,

sevgiydi..

Bir kapı eşiği,

bir “affet beni”,

bir “döndüm” cümlesi..

Birinin “özür dilerim”i,

gecikmiş bir bayram,

ya da kimsenin gelmediği

bir mezarın provası..

Şimdi,

kentsel bir infazın delili.


Kent arkasını dönmüş,

binalar cam gözlerini kapamış,

kaldırım suskun,

yalnız çiçekler konuşuyor

çöpün dilini öğrenerek.


Çiçekler hâlâ renkli,

sevilmek için açmışlar,

atılmak için soluyorlar.

En çok da bu yakıyor içimi;

Bazı güzellikler

kötülükten değil,

sahipsizlikten ölür.


Ey insan.!

Çiçeği çöpe atan elin

yarın vicdanını nereye koyacak?

Yoksa sen de

bu şehir gibi

çürümeyi mi seçeceksin?


Şiir Talha T Gülasrı

Yorumlar